17 Eylül 2016 Cumartesi


Ben falcıysam iki deniz arasındaki dağ sırtlarında gezinen falcılık ruhuyla Doluysam, geçmişle gelecek arasında bir ağır bulut gibi gezinen, sıkıntılı Ovalara ve yorgun olan , ne ölebilen ne yaşayabilen şeylerin tümüne düşman:
Karanlık bağrında şimşeğe hazır, ve kurtarıcı parıltıya evet diyen şimşeklerle Yüklü! evet gülen! falcı şimşek çakışlarına hazır: ama kutlu kişidir böyle yüklü Olan! gerçek, uzun süre bir ağır bulut gibi asılı kalsa gerek dağlara o ki bir gün Geleceğin ışığını tutuşturacaktır! Ah sonrasızlık için nasıl yanıp tutuşmam , Evliliğin o halkalar halkası için o yeniden geliş halkası? Çoçuk’larımın anası Olacak kadını daha bulamadım meğerki bu sevdiğim kadın ola çünkü seni Seviyorum ey sonrasızlık! *

Öfkem mezarları alt üst etmişse, sınır taşlarını yerinden oynatmışsa, kırık Dökük eski sarp levhaları derinliklere yuvarlamışsa bir kez:
Alaycılığım çürümüş sözleri darmadağın etmişse bir kez:
Örümcekler üstüne bir süpürge gibi gelmişsem ve küflü ölüm Odalarına arıtan bir yel gibi:
Eski tanrıların gömüldüğü yerlere oturup sevinmişsem bir kez dünyayı Kutsuyarak, dünyayı severek, o eski, dünyaya kara çalanların anıt’ları dibinde:
Çünkü ben kiliselerle tanrı mezarlarını bile severim, yeter ki yıkık damları arasından gök baksın; otlar kırmızı gelincikler gibi oturmaya bayılırım yıkık kiliseler üstünde!*

Yaratıcı soluktan ve rastlantıları bile yıldız horanına zorlayan o göksel gereksinmeden bana bir soluk gelmişse bir kez yaratıcı şimşeğin kahkahasıyla gülmüşsem bir kez o şimşek ki ardından eylemin uzun gümbürtüsü gelir, homurdanarak ama uysal: yer yüzünün tanrısal masasında tanrılarla zar  atmışsam bir kez öyle’ ki yer sallanmış ve yarılmış ve ateş selleri püskürmüştür
Çünkü tanrısal bir masadır yer yüzü, yeni, yaratıcı sözlerle ve tanrıların zar atışlarıyla titrer.*

İçinde her şeyin iyice karıldığı o köpüklü, baharatlı tastan kana kana içmişsem bir kez: elim en uzağı yakına akıtmışsa bir kez- ateşi ruha sevinci acıya ve en kabayı en inceye:
Ben kendim, karma tasındaki her şeyin iyice karılmasını sağlıyan o kurtarıcı tuzun bir parçasıysam:- Çünkü iyi ile kötüyü birleştiren tuz vardır; ve en kötü bile , son köpüklenme için baharat olarak kullanılmaya elverişlidir:*

Denize düşkünsem ve denize olan her şeye, en çok da bana öfkeyle karşı koyduğunda düşkünsem ona : Yelkenleri,bulunmamışa yönelten araştırma tutkusu varsa içimde, tutkumda gemici tutkusu varsa: Sevincim haykırmışsa
-kıyı gözden ıradı- artık son zincirde koptu benden-
sonsuz, çevremde kükrer, taa uzaklarda parıldar uzayla zaman, sevin koca gönül!-*

Erdemim hora tepen kişinin erdemiyse, iki ayağımla birden sıçramışsam altın -zümrüt sevince sık sık:*

Kötülüğüm gülen bir kötülükse, gül setleriyle zambak çitleri dibinde yerleşmişse: Çünkü bütün kötülükler bir araya gelirlergülmede, ama onunla kutsanır, onun mutluluğuyla temize çıkarlar:- benim için Bas ve Son, ağır olan herşeyin yeğni olmasıysa; her gövdenin oyuncu; her ruhun, kuş; gerçek işte budur Baş ve Son benim için.*

Üstüme durgun gökler germişsem, kendi kanatlarımla kendi göklerime havalanmışsam bir kez: Derin ışık uzaklarında güle oynuya yüzmüşsem, özgürlüğümün kuş bilgeliği gelmişse bana:- şöyle buyurur kuş bilgeliği:- Bak ne alt var, nede üst! Sal kendini, dışarı, geri, ey yeğni kişi! Şakı konuşma artık! Bütün sözler ağırlar için yaratılmışlar değilmi? Yeğniler için bütün sözler yalancı değilmi? Şakı konuşma artık!*

Ah sonrasızlık için nasıl yanıp tutuşmam ,evliliğin o halkalar halkası için, o yeniden geliş halkası? Çocuklarımın anası olacak kadını daha bulamadım, meğerki bu sevdiğim kadın ola çünkü seni seviyorum ey sonrasızlık!
Çünkü seni seviyorum ey sonrasızlık... **





Kim ısıtır kim sever beni daha? Sıcak eller uzatın Köz gibi yanan yürekler verin uzanmış titrer ayakları ısıtılmayı bekleyen bir yarı ölü tıpkı ah sarsılır bilinmez ateşlerle Ürperir keskin buzdan oklarla peşini bırakmazsın ey yaman düşünce dile gelmeyen saklı korkunç ey bulutlar ardındaki avcı senin yıldırımınla çarpılmış
Ey karanlıktan beni seyreden alaycı göz yatarım böyle eğile büküle kıvranırım
Sonu gelmez acılarla sen vurdun beni ey amansız avcı ey bilinmeyen tanrı vur daha derin vur bir daha deş bu yüreği parçala
Bu işkence de nesi körlenmiş oklarla böyle
Ne diye bakarsın yine insan acısına doymadan kötülük düşkünü tanrısal şimşek gözlerle öldürmek istemezsin işkence hep işkence demek peki neden bana işkence
Ey kötülük düşkünü bilinmeyen tanrı
Ha sokuluyormusun ne bu gece yarısı nedir istediğin? Konuşsana sıkıştırıyor bastırıyorsun beni haaa ammada yaklaştın çekil çekil soluğumu dinliyorsun yüreğimi dinliyorsun kıskanç nedir kıskandığın çekil çekil girmekmi istersin yüreğe en gizli düşüncelerime dek tırmanmakmı? Utanmaz
Bilinmeyen hırsız nedir çalmak istediğin
Nedir dinlemekten beklediğin nedir işkenceden beklediğin ey işkence eden ey cellat tanrı yoksa köpek gibi yuvarlanayımmı önünde tutkun kendinden geçmiş kuyruk mu sallayım sana? Boşuna saplan daha en amansız diken ey en gururlu tutsağı ey bulutlar ardındaki haydut konuş artık
Ne istersin ey yol kesen benden ey şimseğe bürünen ey bilinmeyen tanrı
 ne kurtulmalıkmı çok iste böyle der gururum hem kısa kes böyle der öbür gururum Ha Ha beni mi beni mi istiyorsun
Bana işkence mi ediyorsun seni budala seni gururumu kırıyorsun Ha bana SEVGİ verin
kim ısıtır beni daha kim sever beni daha
Sıcak eller uzatın bana en yanlıza buz yedi kat buz düşman özlemeyi öğretti bana düşman ya ver sun bana ey amansız düşman ey KENDİNİ gitti kendi kaçtı
Son ve biricik yoldaşım büyük düşmanım
Benim bilinmeyen benim cellat tanrım hayır gel geri bütün iskencelerinle dön ah son yalnızà sana akar göz yaşlarım ırmaklarca hep yüreğimin Son yalımı sana parlar ah gel geri ağrım benim Son MUTLULUĞUM ey......

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Herkez kadar

HERŞEY KADAR, HERKES KADAR, SEN KADAR... 


Biraz değiştim, 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar? 

Değiştim? 
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum, 
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni 
Ben benimle savaşıyorum, 
Seninle değil? 

Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın, 
ne kazanabileni ne de kaybedeniyim? 
Sorun değil? 

Elbet Alışırım? 
Biraz alıştım. 
Her şey kadar, her kez kadar, sen kadar? 

Alıştım! 
Varlığını istemediğim tüm eksik yanları 
Ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim 
iki arada bir derede duyguya alışıyorum? 
Bir yanım bırak diyor bir yanıma 
Kesin değil! Henüz tanıştık? 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar? 

Tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık 
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda 
Ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda 
Bir yanım memnun oldum diyor, 
bir yanım tanıyamadım daha 
Samimi değil? 
Bir hayli kırıldım? 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar? 

Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime 
Gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım? 
Aslında ne sana, ne olanlara? 
Kendime kırgınım!.. 
Maziye hiç değil, âna kırgınım 
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına 
Dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara 
Beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna 
Bir hayli kırgınım? 
Beni ben kırdım oysa? 
İyi değilim. 
Galiba yoruldum? 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar? 

Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan 
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan 
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum 
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. 
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. 
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık 
Ki Seni sorgulamamasını nasıl beklerim?.. 

Toprağa bakan yanım senden zaten ayrı 
Sana bakan yanımsa toprakla aynı 
Hıh! Ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin! 

Gözlerim yorgun? 
Dudaklarım, dudaklarım hissiz? 
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır? 
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz 
Söyleyemediklerini söylesende şimdi 
Sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır! 
İsteyerek değil? 
Çok çalıştım 

Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine 
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkiye 
Ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen 
Daha öncede gitmiştim? 
Çok çalıştım? 
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine 
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine 
Ve bende bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen 
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için 
Çok çalıştım 

Daha öncede gitmiştim 
Kendi isteğimle 
Anladım ki daha önce sevmemiştim! 

Çok çalıştım inan 
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye 
Her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya 
Ve alışmaya kendime 
Bu göz gözü görmez dumanlı halime 
Çok alışmaya çalıştım hem de 

Tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da 
Birini yaşattım! Yaşatıyorum da hala 
Ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da 

Yorulmak, dinlenmekten geçmiyor 
An be an çöküyor, insanın içindeki güç 
Işığı sönüyor 
Beyaza dönüyor rengi git gide 
Hissizleşiyor 

Ne yormak istedim Seni, 
Nede yormak kendimi 
Çok çalıştım 
Gitmeye de kalmaya da 
İkisi de aynı acı, ikiside rezil 
Daha öncede gitmiştim 
Ama böyle kalarak değil 
Böyle kalarak değil... 

19 Mayıs 2016 Perşembe

Bugün de akşam oldu
Yorgun kanatlarında kuşların
Bu gözlerini görmediğim kaçıncı gün
Bilmem yüreğimde solan
Kaçıncı mevsim...
Kimsenin haberi yok içimdeki talandan
Sustukça beynimde büyüyor hasretin
Sustukça içimde gemiler yanıyor
Ve dönüş ihtimallerinin boynu bükük
Karanlığa suretimi kazıyor gözlerin
Gece her çöküşünde omuzlarıma
İçimde bir şeyler soluyor
Çiçeklerin boynu bükük
Yıldızların hepsi yaralı
Ve hala aynı saatte ötüyor bahçedeki kuş
Ama
Yoksun yanımda...
Bu yalnızlık bana fena koyuyor...

Bilmem şimdi ne yapıyorsun
Hangi yalanın peşinde düşlerin
Hala her ayrılık şarkısında ağlıyor musun?
Yoksa sen de yüreğindeki ateşle
Yanıyor musun?

Bugün de akşam oldu
Yorgun uykularında İstanbul'un
Satıcılar çoktan topladılar tezgahlarını
Evin yolunu tuttu tüm sevdalar
Sen hala çarşaf gibi serilisin denizin üstüne
Hala bütün sokakları sen aydınlatıyorsun
Bu şehirde ne varsa senden kalan
Hepsi ağlıyor ardından
Yürüdüğüm yol
Isındığım güneş
Herşey seni anlatıyor...
Bütün meyhaneler seninle dolu
Dokunduğum her kadehte dudaklarımı yakıyorsun
Bütün kadınlar senin gözlerinle bakıyor
Bütün dilenciler seni dileniyor
Oysa cebimde bozukluk da olsa
Bir kuruşluk mutluluğun yok
Bendeki sen bana yetmiyor
Ve bu yoksulluk bana ağır geliyor...

Kiliselerinde sana yalvarıyor insanlar
Yolların hepsi sana çıkıyor
Kiminle konuşsam aklımda sen
Kiminle karşılaşsam seni soruyor
"İyi" diyorum
"Selamı var..."
Evin içi sana getirdiğim selamlarla dolu
Yüreğimse hasretinle...
Bu hasretler bana ağır geliyor...

Bugün de akşam oldu
Sevda bilmez oyunlarında çocukların
Bu sesini duymadığım kaçıncı gün
Bilmem kaçıncı ayrılık
Tam söküp atmışken yüreğimden seni
Bir şarapnel gibi gelip gelip saplanışın niye
Defol git istemiyorum artık seni!
Kokmuş bir yürekse derdin
Söküp atacağım önüne bir gün
Yaralı sevdana saracaksın sonra cesedimi
Alıp yangınına götüreceksin
Bu ayrılık bana ağır geliyor...

Elini tuttuğum kimse sen değil
Koynuna girdiğim sevdalar yalan
Yalan söylüyorum bu şehrin tüm kadınlarına
Hepsinin dudaklarında seni öpüyorum
Hepsi

28 Nisan 2016 Perşembe

Sen yoksun ya şimdi

sen yoksun ya şimdi..
can ruhuma küs kaldı
kan başı boş dolanıyor damarlarımda
sıcak gülüşlerim kutuplarda üşüyor
boşuna çırpınıyor kanatsız güvercinlerim
başım gövdeme ağır
kulağım dudaklarıma sağır
kelimelerim hepsine dargın

sen yoksun ya şimdi..
hüzün boşluklarına düşer ayaklarım
çıkılan yollar hiç bir yere varası değil
duraklarım sahipsiz
gölgeliklerim neşesiz
katran karası akıtan gözlerimin
ağlayışları muhattapsız
kaygılarım anlamsız
acılarım amansız

sen yoksun ya şimdi..
göğsümde beslediğim güvercinler hep aç
hep umutla bekliyor telefon sesindeki kulaklarım
gönlüme değecek ne bir sevda var
ne sözleri taze olan yağmurun elleri
yarının endişesiyle çatlıyor
dünün hüznüyle dağılıyor gönlümün billur kasesi

sen yoksun ya şimdi..
ciğerlerimi pare pare ediyorum her gece
kendi ellerimle yağmalıyorum yüreciğimi
umutlarımı bencilliğimle eziyorum belki de
gözyaşlarımı misafir ediyorum gamzelerimde
sözlerinin sıcağı kalbime bin sükûnmuş meğer
dipsiz kuyulara düşüyor sensiz düşlerim

sen yoksun ya şimdi..
sensiz hesaplarım hep yarım kalıyor
sensiz defterlerim hep açık
hata etmişim şimdiye kadar
hep varlığını hesaplamışım
yokluğun ne hesaba kitaba gelmezmiş meğer
kıvranıp yanıyorum hatıralar arasında
usul usul sonsuz bir karanlıkta yitiyor gibisin
unutuluşun nice nice karanlığı
ıssızlıklarıma itiyor seni
seni unutmak bana uzak olsun
her daim güler yüzün hatırımda bulunsun

..sen tesellilerimin tesellisi
..sen şarkılarımın şarkısı
..okşa cümle yetim kalan saçlarımı
..gözlerinin mavisine çal hüzünlerimi

2 Şubat 2016 Salı

Nereye baksam hep karşımda seni görüyorum.
Belki de hep hayalinle yaşıyorum.
Gözlerin gözlerime öyle bir kilit vurmuş ki..
Senden başkasını göremiyorum.

Dilimde sen,aklımda sen,rüyalarımda sen.
Her anımda hep seni sayıklıyorum.
Sensiz bir dünya düşünemiyorum.
Benim sonsuz aşkım sen olurmusun?

Böyle delicesine sevmişken seni.
Hayallerimin,rüyalarımın bir parçası olmuşken,
Gözlerin gözlerimi görmüşken,
Benim ölümsüz aşkım sen olurmusun?

Elini tutup,gözlerine baktığım,
Hayallerimde hep seni süslediğim,
Seni seviyorum diye haykırdığım,
Benim son aşkım sen olurmusun?

Son nefesimde bile hep sen derken,
Yanımda olurmusun?

4 Temmuz 2014 Cuma



BEN SANA MECBURUM 


Ben sana mecburum bilemezsin 
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum 
Büyüdükçe büyüyor gözlerin 
Ben sana mecburum bilemezsin


İçimi seninle ısıtıyorum. 
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor 
Bu şehir o eski İstanbul mudur 
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor 
Sokak lambaları birden yanıyor 


Kaldırımlarda yağmur kokusu 
Ben sana mecburum sen yoksun. 
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur 
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur 
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan 
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu 


Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından 
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman 
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu 
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor 
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor 
Durup köşe başında deliksiz dinlesem 


Sana kullanılmamış bir gök getirsem 
Haftalar ellerimde ufalanıyor 
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem 
Ben sana mecburum sen yoksun. 
Belki haziran da mavi benekli çocuksun 
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor 
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden 


Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun 
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor 
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin 
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor 
Ne vakit bir yaşamak düşünsem 
Bu kurtlar sofrasında belki zor 


Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden 
Ne vakit bir yaşamak düşünsem 
Sus deyip adınla başlıyorum 
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin 
Hayır başka türlü olmayacak 
Ben sana mecburum bilemezsin. 
Attila İlhan

2 Haziran 2014 Pazartesi


bil ki seni seviyorum
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin,açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini,bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum

Gecelerden bir gece uyanırsın apansız
Uzaklarda elemli,garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum