12 Temmuz 2013 Cuma

FALCI


                                                      FALCI


Ben falcıysam iki deniz arasındaki dağ sırtlarında gezinen falcılık ruhuyla Doluysam, geçmişle gelecek arasında bir ağır bulut gibi gezinen, sıkıntılı Ovalara ve yorgun olan , ne ölebilen ne yaşayabilen şeylerin tümüne düşman:
Karanlık bağrında şimşeğe hazır, ve kurtarıcı parıltıya evet diyen şimşeklerle Yüklü! evet gülen! falcı şimşek çakışlarına hazır: ama kutlu kişidir böyle yüklü Olan! gerçek, uzun süre bir ağır bulut gibi asılı kalsa gerek dağlara o ki bir gün Geleceğin ışığını tutuşturacaktır! Ah sonrasızlık için nasıl yanıp tutuşmam , Evliliğin o halkalar halkası için o yeniden geliş halkası? Çoçuk’larımın anası Olacak kadını daha bulamadım meğerki bu sevdiğim kadın ola çünkü seni Seviyorum ey sonrasızlık! *

Öfkem mezarları alt üst etmişse, sınır taşlarını yerinden oynatmışsa, kırık Dökük eski sarp levhaları derinliklere yuvarlamışsa bir kez:
Alaycılığım çürümüş sözleri darmadağın etmişse bir kez:
Örümcekler üstüne gelmişsem bir süpürge gibi gelmişsem ve küflü ölüm Odalarına arıtan bir yel gibi:
Eski tanrıların gömüldüğü yerlere oturup sevinmişsem bir kez dünyayı Kutsuyarak, dünyayı severek, o eski, dünyaya kara çalanların anıt’ları dibinde:
Çünkü ben kiliselerle tanrı mezarlarını bile severim, yeter ki yıkık damları arasından gök baksın; otlar kırmızı gelincikler gibi oturmaya bayılırım yıkık kiliseler üstünde!*

Yaratıcı soluktan ve rastlantıları bile yıldız horanına zorlayan o göksel gereksinmeden bana bir soluk gelmişse bir kez yaratıcı şimşeğin kahkahasıyla gülmüşsem bir kez o şimşek ki ardından eylemin uzun gümbürtüsü gelir, homurdanarak ama uysal: yer yüzünün tanrısal masasında tanrılarla zar  atmışsam bir kez öyle’ ki yer sallanmış ve yarılmış ve ateş selleri püskürmüştür
Çünkü tanrısal bir masadır yer yüzü, yeni, yaratıcı sözlerle ve tanrıların zar atışlarıyla titrer.*




İçinde her şeyin iyice karıldığı o köpüklü, baharatlı tastan kana kana içmişsem bir kez: elim en uzağı yakına akıtmışsa bir kez- ateşi ruha sevinci acıya ve en kabayı en inceye:
Ben kendim, karma tasındaki her şeyin iyice karılmasını sağlıyan o kurtarıcı tuzun bir parçasıysam:- Çünkü iyi ile kötüyü birleştiren tuz vardır; ve en kötü bile , son köpüklenme için baharat olarak kullanılmaya elverişlidir:*

Denize düşkünsem ve denize olan her şeye, en çok da bana öfkeyle karşı koyduğunda düşkünsem ona : Yelkenleri,bulunmamışa yönelten araştırma tutkusu varsa içimde, tutkumda gemici tutkusu varsa: Sevincim haykırmışsa
-kıyı gözden ıradı- artık son zincirde koptu benden-
sonsuz, çevremde kükrer, taa uzaklarda parıldar uzayla zaman, sevin koca gönül!-*

Erdemim hora tepen kişinin erdemiyse, iki ayağımla birden sıçramışsam altın -zümrüt sevince sık sık:*

Kötülüğüm gülen bir kötülükse, gül setleriyle zambak çitleri dibinde yerleşmişse: Çünkü bütün kötülükler bir araya gelirlergülmede, ama onunla kutsanır, onun mutluluğuyla temize çıkarlar:- benim için Bas ve Son, ağır olan herşeyin yeğni olmasıysa; her gövdenin oyuncu; her ruhun, kuş; gerçek işte budur Baş ve Son benim için.*

Üstüme durgun gökler germişsem, kendi kanatlarımla kendi göklerime havalanmışsam bir kez: Derin ışık uzaklarında güle oynuya yüzmüşsem, özgürlüğümün kuş bilgeliği gelmişse bana:- şöyle buyurur kuş bilgeliği:- Bak ne alt var, nede üst! Sal kendini, dışarı, geri, ey yeğni kişi! Şakı konuşma artık! Bütün sözler ağırlar için yaratılmışlar değilmi? Yeğniler için bütün sözler yalancı değilmi? Şakı konuşma artık!*

Ah sonrasızlık için nasıl yanıp tutuşmam ,evliliğin o halkalar halkası için, o yeniden geliş halkası? Çocuklarımın anası olacak kadını daha bulamadım, meğerki bu sevdiğim kadın ola çünkü seni seviyorum ey sonrasızlık!
Çünkü seni seviyorum ey sonrasızlık... **

Kim ısıtır, kim sever beni daha? sıçak eller uzatın,
Köz gibi yanan yürekler verin bana! Uzanmış, titrer,
Ayakları ısıtılan bir yarı ölü tıpkı ve ah sarsılır bilinmez ateşlerle,
Ürperir keskin,buzdan oklarla, Peşini bırakmazsın ey düşünce!
Dile gelmeyen saklı korkunç! Ey bulutlar ardındaki  avcı!
Senin yıldırımınla çarpılmış, Ey karanlıktan beni seyreden alaycı göz:- yatarım böyle, eyile büküle kıvranırım
Sonu gelmez acılarla, Sen vurdun beni Ey amansız avcı, Ey bilinmeyen Tanrı
Vur daha derin! Vur bir daha! Deş bu yüreği , parçala! Bu işkencede nesi
Körlenmiş oklarla böyle? Ne diye bakarsın yine İnsan acısına doymadan,
Kötülük düşkünü, Tanrısal- şimşek- gözlerle? Öldürmek istemezsin,
İşkence hep işkence demek? Peki neden bana işkence
Ey kötülük düşkünü bilinmeyen Tanrı?- Ha! Sokuluyorsun musun ne?
Bu gece yarısı- Nedir istediğin? konuşsana! Sıkıştırıyor bastırıyorsun beni-
Ha ammada yaklaştın Çekil Çekil! Soluğumu dinliyorsun, Yüreğimi dinliyorsun, kıskanç Nedir kıskandığın? Çekil Çekil! Girmekmi istersin yüreğe En gizli düşüncelerime dek: Tırmanmak mı? Utanmaz bilinmeyen hırsız! Nedir çalmak istediğin? Nedir dinlemekten beklediğin
Nedir işkenceden beklediğin? Ey işkence eden! Ey cellat tanrı!
Yoksa köpek gibi, yuvarlanayımmı önünde? Tutkun, kendinden geçmiş
Kuyrukmu sallayayım sana? Boşuna! saplan daha En amansız diken ey En gururlu tutsağın, Ey bulutlar ardındaki haydut, Konuş artık!
Ne istersin ey yol kesen benden? Ey şimşeğe bürünen Ey bilinmeyen Tanrı
Ne? kurtulmalıkmı? Çok iste,- böyle der gururum!
Hem kısa kes,- böyle der öbür gururum! Ha Ha!- Beni mi -beni mi istiyorsun?
Ha ha! Bana işkence mi ediyorsun, seni budala seni, Gururumu kırıyorsun ha
Bana SEVGİ verin, - kim ısıtır beni daha? Kim sever beni daha?-
Sıcak eller uzatın, Bana en yanlıza - Buz, ah yedi kat buz
Düşman özlemeyi öğretti bana, Düşman ya!-
Ver, sun bana, Ey amansızdüşman ey -KENDİNİ-
Gitti!- Kendi kaçtı, Son ve biricik yoldaşım, Büyük düşmanım,
Benim bilinmeyen- Benim cellat Tanrım! Hayır!- Gel geri Bütün İşkencelerinle

Dön, ah,-Son yalnıza! SANA Akar göz yaşlarım Irmaklarca hep! Yüreğimin son yalımı- SANA PARLAR! Ah, Gel Geri,- Benim BilinmeyenTanrım! AĞRIM Benim!- Son MUTLULUĞUM Ey.****** 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder